SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ

TURKISH ASSOCIATION OF SOCIAL WORKERS

Sosyal Ağlar:

Hane Ziyaretleri İle İlgili Kamuoyu Açıklaması

;
Bu Sayfa 1011 Kez Görüntülendi.

DEĞERLİ KAMUOYU

Covid-19 pandemi süreci ve sonrasında uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarında etkisi ile işsizlik ve yoksulluk hızla artmış, merkezi hükümet, yerel yönetimler ve sivil toplum, yaşanan ekonomik ve sosyal sorunların çözümüne ilişkin bir çaba içine girmiştir. Ancak bu çabaların yetersiz kaldığı, sorunun çözümü için bilimsel bilgi ve yöntemlerin dışında geleneksel yöntemlerle hareket edildiği, ülkeyi yönetenlerin hak temelli bilimsel yöntem ve teknikler yerine daha çok hayırseverlik yaklaşımına uygun politika ve uygulamalar yönünde karar aldıkları gözlenmektedir. Günümüzde sosyal sorunların çözümünde bütüncül politikalar geliştirmenin ve liyakat temelinde istihdam politikası uygulanmasının olmazsa olmaz olduğuna inanıyoruz.  

Ülkemizde yaşanan derin yoksulluğun önlenmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik önerilerimizi, sosyal değişimi ve kalkınmayı, sosyal bütünleşmeyi, insanların güçlendirilmesini ve özgürleşmelerini destekleyen, sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygı ilkesi ile mesleki uygulamalarını gerçekleştiren sosyal hizmet uzmanlarının meslek örgütü olarak sizler ile paylaşmak istiyoruz. 

Bilindiği gibi yoksulluk; “günlük temel ihtiyaçlarının tamamını ya da büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olamama durumu” olarak tanımlanmaktadır.

Yoksulluğun temelinde eşitsizlik ve sosyal adaletsizlik yatmaktadır. Yoksulluk, ekonomik büyüme ile üretilen değerlerin toplumsal eşitlik ve adalet temelinde paylaşılmamasından kaynaklanmaktadır. Kapitalist sistem, doğası gereği tüm süreçlere kar etme, kazanma güdüsü ile bakmaktadır. Bu sistemde adaletin gerçekleşmesi, eşitliğin sağlanması kendiliğinden olmamaktadır. Toplumsal dinamiklerin üretilen değerlerde eşit ve hak temelli yararlanma mücadelelerine bağlı olarak eşitlik ve sosyal adalet ancak sağlanabilir. 

Yoksulluk, bireylerde; zamanla geleceğe dair umutların yitimine, değişime ve gelişime kapalı olma ve yardımlara bağımlılık geliştirmelerine neden olmaktadır.  Bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması, bireyi güçlendirecek ve özgürleştirecek profesyonel yaklaşımlara bağlıdır. Bu profesyoneller de sağlık lisansiyeri olan sosyal hizmet uzmanlarıdır. 

Sosyal güvenlik, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler temel insan hakkıdır. Merkezi ve yerel yönetimler, herkesi kapsayıcı, kapsamlı bütünleşik bir sosyal koruma sistemi oluşturmak zorundadır. 

Sosyal koruma sistemi,  başarısızlığa uğrayan insanlara yardım sağlayan bir stratejiden ziyade topluluklar içinde ve topluluklar arasında dayanışmayı inşa etmeye odaklanan ve demokratik katılımı teşvik eden, birey ve toplulukların güçlendirerek kendi kaderlerini tayin etme hakkını kullanabilir hale getirmesini sağlayıcı mahiyette olmalıdır. 

Sosyal hizmet uzmanları, zorlu yaşam koşulları ile mücadele eden birey grup toplulukların iyilik hallerinin geliştirilmesine yönelik sosyal hizmetin yöntem ve tekniklerini mesleki etik değerler çerçevesinde yerine getirirler.   

Sosyal hizmetin temel bir amacı, insanların sosyal ortamlarda güven içinde, emniyette, onurlu bir şekilde ve haklarını tam olarak gerçekleştirerek yaşayabilmeleri için gerekli sosyal koruma sistemlerinin geliştirilmesi sağlamaktır.  

Sosyal yardımlar; toplumun en dışlanmış, muhtaç, yoksul, hasta, engelli vb. gruplarına yöneliktir ve bir sosyal devlet bu grupları mutlaka topluma kazandırmaya yönelik çalışmalar yürütmelidir. Ülkemizde sosyal güvenlik denilince akla sosyal sigortalar gelmekte, sosyal yardımlar ise merhametin bir göstergesi olarak yoksul kimselere yapılan birer lütuf olarak görülmektedir. Oysa ki, sosyal bir devlette, sosyal yardım hakkı bireyler bakımından bir hak olup, devlet için ise bir yükümlülüktür.

Sosyal yardımların amacı ekonomik ve sosyal adaleti sağlamak olmalıdır. Ancak son yıllarda ki popülist uygulamalar, liyakate dayalı olmayan kadrolaşma ve istihdam politikaları, sosyal yardım sisteminin sorunlarını iyice artırmıştır. 

Ülkemizdeki sosyal yardım uygulamaları ağırlıklı olarak merkezi hükümet ve yerel yönetimler, ve az da olsa sivil toplum kuruluşları tarafından yerine getirilmektedir.  

Merkezi hükümetin yaptığı sosyal yardımların bir bölümü nesnel muhtaçlık ölçütleri doğrultusunda yerine getirilmektedir. Buna 2022 Sayılı kanun kapsamında 65 yaşını doldurmuş, muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşlarına verilen maaşlar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün muhtaç aylığı ve imaret hizmetleri ile Milli Eğitim Bakanlığından verilen bursları örnek olarak gösterilebiliriz.  

Bazı sosyal yardım programlarında, muhtaçlık tespiti nesnel bir biçimde tanımlanmadığı için, sosyal yardımlarda siyasal bakışın etkisi de görülmektedir. Ayrıca muhtaçlık tespitinde; nesnel bir biçimde hak temelli bir yaklaşım yerine, yardım amaçlı yaklaşımı esas alındığında, yardımları gerçekleştiren kurum ve kuruluşlardaki yetkililer ile yoksul bireyler arasında güç ilişkisine neden olmaktadır. Bunun yanı sıra; yardım temelli yaklaşım, yoksulluğu; yapısal sonuçlarından bağımsız olarak, değerlendirdiği için, yoksul bireylerin, adalet, sosyal güvenlik, eğitim, istihdam gibi hizmetlere erişimlerini güçleştirmekte, karar alma mekanizmalarına katılımlarını engelleyerek, özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Sadece ekonomik ihtiyaçlara odaklandığı için, yoksullukla mücadele noktasında, geçici ve günübirlik çözümler içermektedir. Bu nedenle yoksullukla mücadele stratejisinin en temel unsurlarından birincisi, sürdürülebilir kalkınma esasına dayalı hak temelli yaklaşım modelidir.

Hak temelli yaklaşım, adil olmayan ayrımcılıklar nedeniyle, yoksullaştırılan insanların korunmasını ve yoksullukla mücadelenin, uluslararası insan hakları standartları çerçevesinde ele alınması fikrini esas alır. Hak temelli yaklaşımın diğer önemli özelliklerinden biriside; Yoksul insanların hak sahibi bireyler olarak güçlendirilmesidir. Çünkü yoksul bireylerin güçlendirilmesini içermeyen bir yoksullukla mücadele politikası etkili olamayacaktır. Özellikle, “3294 Sayılı Yasa” kapsamında Valilikler ve Kaymakamlıklar bünyesinde hizmet veren, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’nda; yoksul birey ve grupların güçlendirilmesinde ve özgürleşmesinde mesleki bilgi ve deneyime sahip sosyal hizmet uzmanlarının yerine bu alanda, mesleki bilgi ve deneyimden yoksun,  liyakat sahibi olmayan kişilerin istihdam edilmesi, ayrıca  meslek etiği, sosyal adalet ve eşitlik anlayışı yerine, hayırseverlik ve yardım duygusu ile yapılan sosyal yardımlar bireyi güçlendirmemekte, yoksulluk döngüsünü devam ettirmektedir.

2016-2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşılmasında ve yeni eko sosyal dünyanın inşasında, özellikle ebeveynlik, hastalık, işsizlik, analık, sakatlık ve yaşlılık durumlarında yeterli gelir elde edemeyenlere sağlık hizmetlerine evrensel erişimin güvence altına alınmaları, temel gelir güvencesinin yararlanmaları sağlanırken kimseyi geride bırakmamak esas alınmalıdır.   

Yoksulluktan en çok etkilenen grupların başında gelen kadınlar ve çocuklar açısından, Özellikle; tek ebeveynli, düzenli bir geliri olmayan ve işgücü piyasasında yer alamamış, çok çocuklu kadın ve çocukları için sorunun boyutları, durumu daha ağır bir noktaya taşımaktadır. Bu kapsamda yoksulluk giderek kadınlaşmaktadır. 

81 il ve 973 ilçe genelinde; geniş bir örgütlenme ağına sahip olan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları bünyesinde verilen uzun süreli periyodik yardımların nakit miktarı çok yetersizdir. Özellikle sağlık sorunu olan kadınlar, aldıkları yardımları tedavi giderleri için kullanmakta, diğer temel gereksinimleri ve çocukların eğitim giderleri gibi ihtiyaçların karşılanması noktasında ise çaresiz kalmaktadırlar.

Bu nedenle; sosyal yardım, planlama ve değerlendirme sürecinde; yoksul bireylerin içinde bulunduğu özel durumu, çocuk sayısı, sağlık durumu, konutun özellikleri ve çevre desteğinin olup olmaması gibi öznel sorunlar iyi saptanmalı, çalışamayacak ölçüde sağlığını kaybetmiş dezavantajlı konumda ki bireyler ve eğitim olanaklarına erişmekte güçlük yaşayan yoksul çocukların, temel ve sosyal ihtiyaçları göz önünde bulundurmalıdır. 

Sosyal yardımların günün ekonomik koşullarıyla uyumlu bir şekilde, yoksul bireylerin sosyal ve temel ihtiyaçları göz önünde bulundurularak; nakit olarak, kişisel banka hesabına yatırılmasına özen gösterilmelidir. Böylelikle yoksul bireylerin sosyal yardım kuruluşları kapısında yığılmalarının ve örselenmelerinin önüne geçilmelidir.  

Yoksullukla mücadelede,  sosyal ve ekonomik yoksunluk içinde bulunan bireylerin ve ailelerinin,  kendi kendilerine yeterli hale gelmelerini sağlayıcı mesleki ve eğitsel programlar yolu ile güçlendirilmeleri, toplumda özgür, onurlu bir yurttaş olarak yaşamalarını sağlamak amaçlanmalıdır. 

Sosyal incelemeler ve sosyal yardım süreci, mesleki bir müdahale planı çerçevesinde  sosyal hizmet eğitimi almış, sosyal hizmet uzmanları tarafından yürütülmeli ve değerlendirilmelidir.

İzleme, değerlendirme, kurumlar arası koordinasyon ve havale sistemi kurulmalıdır.

Sosyal yardımdan yararlanan, ancak çalışacak düzeyde olan bireylerin, yoksulluk kısırdöngüsünden çıkabilmesi için, işgücü piyasasına katılımları yönündeki engeller kaldırılmalı pozitif ayrımcılık uygulanmalıdır.  

Sosyal dışlanma süreçlerine maruz kalan yoksul bireylerin, toplumsal entegrasyonunun sağlanması için sosyal içermeci politikalara önem verilmelidir.

Sosyal yardımların; engelli, hasta, yaşlı bireyler için sosyal güvenlik sistemindeki son halka olarak boşlukları tamamlayıcı ve kapatıcı işlevi, kaynakların kullanılmasında tasarruf sağlamaya imkân vermesi ve bireylerin psiko-sosyal sağlığı üzerinde olumlu etkileri göz ardı edilemez bir gerçekliktir. 

Belirtilmesi gereken diğer önemli bir nokta ise; hak temelli sosyal yardım anlayışının yerleşmesi ve gelişmesinin önündeki en büyük engellerden biri ise siyasi kayırmacılığın bir türü olan “klientalizm” dir. 

Klientalizm; Kamusal ve/veya özel kaynakların/değerlerin dağıtılmasında ve paylaşılmasında adalet ve hakkaniyet içeren kriterler yerine farklı ilişkisel ağların etkin belirleyici olmasıdır

Sosyal yardımların politik hedeflerin bir unsuru haline getirilerek, klientalist bir ilişki bütününe indirgenmesi, hak temelli sosyal yardım anlayışından uzaklaşılarak, toplumsal katmanlar arasındaki eşitsizliği büyütecektir.

Bu nedenle; sosyal yardımların, sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı esas alınarak hak temelli bir politika çerçevesinde ve insan hakları temelinde verilmesi için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır.

Sosyal hizmet uzmanları çalıştıkları bütün birimlerde her zaman sosyal hizmet mesleğinin etik değerleri çerçevesinde, sosyal adalet ve eşitlik ilkelerine uygun davranmışlar, siyasal yönlendirme baskılara karşı hak temelli ve savunuculuk işlevine göre tutum almışlardır. Bu tutumları gelecekte de devam edecektir. 

Sonuç olarak; insan haklarının bir ihlali olarak gördüğümüz yoksulluğun önlenmesi için; mücadele stratejilerinin belirlenmesi  ve sosyal politikalarının oluşturulmasında; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı başta olmak üzere, ulusal, uluslararası, yerel yönetimler  ve sivil toplum kuruluşları ile  her türlü işbirliğine açık olduğumuzu bildiririz.

Saygılarımızla…

                                                             SOSYAL HİZMET UZMANLARI DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

                              

 

 


YORUMLAR

İlk Yorum Yapan Siz Olun.


İletişim:

Meşrutiyet Mah.Karanfil Sk.Zafir İş Merkezi
(Dost Kitapevi Karşısı) Kat:4 No:86 Kızlay/Ankara

0 530 200 1886
info@shuder.org

Üyesi Olduğumuz Kuruluşlar:

Sosyal Ağlar:

her hakkı saklıdır©shuder.org